Brain Computer Interface - Bölüm 1: Tufan




Tufan

Benim adım Tufan.

Size şu an bu satırları, frekansları, ya da zihnimdeki bu yankıları her nasıl duyuyorsanız; bildiğiniz, dokunduğunuz ve nefes aldığınız gerçekliğin çok ötesinden, bambaşka bir dünyadan sesleniyorum. Sesimin size ulaşıp ulaşmadığından, bu kelimelerin kendi boşluğumda kaybolup kaybolmadığından bile emin değilim. Ama yine de anlatmak zorundayım. Çünkü insanın, aklını yitirmemek ve kim olduğunu unutmamak için tutunabileceği tek şey geçmişidir, kendi hikayesidir.

Şu an içinde bulunduğum bu akılalmaz dünyadan; güneşin gökyüzüne altın bir çivi gibi çakılı kaldığı, zamanın akmayı reddettiği, rüzgarın esmediği ve o bitmek bilmeyen gizemli uğultunun hüküm sürdüğü bu sessiz diyardan bahsetmeden önce, aklınızdaki o devasa soruyu cevaplamam gerekiyor. Burayı nasıl keşfettiğimi, daha doğrusu buraya nasıl savrulduğumu en başından anlatmalıyım. Zira sonu anlamak için, her şeyin başladığı o kırılma anına gitmek şart.

Her şey, doğanın bile kendi kurallarına isyan ettiği, lapa lapa kar yağan tuhaf bir nisan akşamı başladı…

Nisan ayı, normal şartlarda baharın müjdecisi, uyanışın ve taze çiçek kokularının ayıdır. Ağaçların tomurcuklandığı, insanların kalın paltolarından kurtulup güneşe gülümsediği o ılık günleri bilirsiniz. Ancak o yıl, o gün her şey farklıydı. Gökyüzü sabahtan itibaren kurşuni bir renge bürünmüş, havaya genzi yakan dondurucu bir ayaz çökmüştü. Akşama doğru ise o imkansız denilen şey olmuş; gökyüzü yırtılmışçasına, ceviz büyüklüğünde kar taneleri yeryüzüne inmeye başlamıştı. Baharı bekleyen dallar, bu acımasız ve zamansız beyazlığın altında şaşkınlıkla eğilmişti.

Sanki evren, birazdan hayatımda kopacak olan o devasa fırtınanın, o büyük anomalinin haberini bana o akşamki hava durumuyla vermeye çalışıyordu. Dışarıdaki o dondurucu ve ürkütücü beyazlığa inat, evimizin içi bir o kadar sıcak, güvenli ve sıradandı.

Salondaki o kalın, yumuşacık battaniyeme sıkıca sarılmış, pencerenin camına vuran kar tanelerinin süzülüşünü izliyordum. Bir yandan da televizyondaki kanallar arasında öylesine, tamamen amaçsızca geziniyordum. Sıradan bir lise mezunu gencin, sıradan ve huzurlu bir akşamıydı işte. Evdeki çay kokusu, kaloriferin o hafif tıkırtısı ve dışarıdaki o zamansız fırtına...

Birkaç saat sonra yaşayacağım o karanlık sıçramadan, zihnimin sınırlarını paramparça edecek o deneyimden ve bir daha evimi asla göremeyecek olma ihtimalimden tamamen habersizdim.

Eğer o akşam o kanalı hiç açmasaydım, o tuhaf cihaza o kadar büyük bir tutkuyla bağlanmasaydım, şu an odamda mışıl mışıl uyuyan sıradan bir genç olmaya devam edecektim. Ama kader ağlarını çoktan örmüş, o kar taneleri o cama vururken benim için geri sayım çoktan başlamıştı.

Şimdi arkanıza yaslanın ve bildiğiniz tüm gerçekleri bir kenara bırakın. Çünkü size, sıcacık bir nisan akşamından, hiçliğin ortasına uzanan o inanılmaz yolculuğumu anlatacağım...

Birinci Bölümün Sonu



REKLAM ALANI (ADSENSE ONAYI BEKLENİYOR)

Yorum

Podcast Dinle @MebBjk İzle Destek Ol