Kaderin Hediyesi - Büyük Taşlı Yüzük




Büyük Taşlı Yüzük


Sinan'ın, şehrin o eski ve Arnavut kaldırımlı dar sokaklarından birinde, ahşap vitrinli, küçük ama içi tarih kokan şirin bir antika dükkanı vardı. Rafları eski köstekli saatler, pirinç şamdanlar, tozlu ama yaşanmışlık dolu plaklarla doluydu. Serin ve hafif yağmurlu bir sonbahar akşamı, kepenkleri kapatıp evinin yolunu tutmaya hazırlanırken, dükkanın hemen önündeki taşların arasında parlayan bir şey gözüne ilişti.

Eğilip aldığında, bunun sıradan bir eşya olmadığını anında fark etti. Avucunda tuttuğu şey; gümüş gövdesi yılların ustaları tarafından ince ince, bir dantel gibi işlenmiş, ortasında ise derin ve gizemli bir okyanusu andıran devasa, lacivert bir taş barındıran antika bir yüzüktü. Taşın kesimi ve gümüşün kararmış ama asil duruşu, yüzüğün çok ciddi bir manevi ve tarihi değeri olduğunu bas bas bağırıyordu. "Bunu düşüren kişi şu an kahroluyordur," diye geçirdi içinden. Vicdanlı bir adamdı Sinan. Yüzüğü cebine atmak yerine, özenle temizledi ve dükkanındaki tezgahın hemen arkasında bulunan, sadece kendisinin bildiği o küçük, kadife kaplı çekmeceye yerleştirdi. Sahibi elbet buralara, kaybettiği yere aramaya gelecekti.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde, bankada ve vergi dairesinde halletmesi gereken acil işleri çıkmıştı. Dükkanın anahtarını, henüz lise çağlarında olan, iyi niyetli ama biraz aklı havada olan çırağı Emre'ye teslim etti. "Dükkana mukayyet ol, etrafı toparla, ben öğleden sonra döneceğim," diyerek aceleyle yola koyuldu.

Sinan gittikten yaklaşık bir saat sonra, dükkanın çalan kapı ziliyle içeri genç, telaşlı ve gözleri ağlamaktan kızarmış bir kadın girdi. Nefes nefeseydi. Etrafına endişeyle bakındıktan sonra kasada oturan çırak Emre'ye yöneldi. Sesi titriyordu: "Merhaba... Dün akşam buralardan geçerken benim için hayati öneme sahip, eski, büyük mavi taşlı bir yüzük düşürdüm. Çok değerli bir yadigardı. Buralarda, dükkanın önünde veya içinde o yüzüğü buldunuz mu acaba?"

Çırak Emre, o sabah dükkanı açtığından beri sadece etrafı süpürmüş, tezgahın arkasındaki o özel çekmeceye hiç bakmamıştı. Ustasının dün akşam bulduğu yüzükten de zerre kadar haberi yoktu. Kayıtsız ama üzgün bir ifadeyle omuzlarını silkti: "Hayır abla, ben sabah beri buradayım, etrafı da süpürdüm ama öyle büyük taşlı bir yüzük falan bulmadık maalesef."

Genç kadının o anki hayal kırıklığı yüzünden okunuyordu. Omuzları düştü, sessizce teşekkür edip, gözyaşlarını tutmaya çalışarak dükkandan çıkıp kalabalığın içinde kayboldu gitti...

Bu olayın üzerinden haftalar, aylar geçmişti. O büyük taşlı yüzük, sahibini bekleyerek çekmecede sessizce uyumaya devam ediyordu.

Bir hafta sonu, Sinan dükkanına çok yakın olan o salaş, deniz manzaralı çay bahçesinde kitabını okurken, yan masadaki sandalyenin devrilmesiyle irkildi. Kalkıp yardım ettiğinde, göz göze geldiği o kadına anında tutuldu. Adı Zeynep'ti. Zeynep o kadar içten, o kadar sıcakkanlı ve güzeldi ki, Sinan'ın kalbi yıllar sonra ilk kez böyle deli gibi çarpmıştı. O gün içilen bir bardak çay, uzun yürüyüşlere, bitmek bilmeyen gece yarısı sohbetlerine ve derin bir aşka dönüştü. Çok kısa bir zaman diliminde birbirlerinin hayatlarının tam merkezine yerleşmiş, tabiri caizse birbirlerine delicesine, sırılsıklam aşık olmuşlardı.

Aylar hızla akıp gitmişti ve Sinan artık hayatının geri kalanını bu muazzam kadınla, Zeynep'le geçirmek istediğinden emindi. Gün geldi, kafasında o büyük soruyu sormaya, Zeynep'e evlenme teklifi etmeye karar verdi. Ancak kalbi ne kadar zenginse, cebi o dönem bir o kadar boştu. Antika dükkanının işleri son zamanlarda hiç yolunda gitmemiş, üst üste gelen borçlar belini bükmüştü. Pırlanta veya altın şık bir yüzük alacak tek kuruş parası yoktu. Bu durum gururunu incitiyor, günlerce kara kara düşünmesine sebep oluyordu.

"Ona sıradan bir teklif yapamam," diye düşünürken, birden dükkandaki o kadife çekmece aklına geldi. Aylardır kimsenin sormadığı, sahibinin çıkmadığı o büyük taşlı, gösterişli antika yüzük... Kendi kendine bir plan yaptı. "Bu yüzüğü satmadım, kimseye vermedim. Sadece bu gece için, teklifimi yaparken o anın büyüsü bozulmasın diye sembolik olarak kullanırım. Zeynep'e o taşı uzatırım. Daha sonra ona durumu, işlerimin bozukluğunu ve bu yüzüğün hikayesini dürüstçe anlatır, işlerimi yoluna koyduğum an ona kendi emeğimle en güzel yüzüğü alırım." 
Bu düşünceyle biraz olsun rahatlayan Sinan, Zeynep'i o akşam deniz kenarındaki, anılarının olduğu o şirin restorana davet etti. Yemek boyunca Sinan'ın kalbi yerinden çıkacak gibi atıyor, elleri titriyordu. Yemeklerin sonuna gelindiğinde, hafif bir müzik eşliğinde derin bir nefes aldı. Gözlerinin içine sevgiyle bakarak Zeynep'in ellerini tuttu. Hayatının en güzel cümlelerini, en içten hislerini dile getirerek ona evlilik teklifi etti ve cebinden çıkardığı o küçük, kırmızı kadife kutuyu ona doğru uzattı.

Zeynep o kadar duygu yüklü, o kadar mutluydu ki, sevinç gözyaşları içinde hiç düşünmeden, kutuya bakma gereği bile duymadan avazı çıktığı kadar "Eeeveeeet!" diye haykırdı. Masadan kalkıp Sinan'ın boynuna öyle bir atladı ki, o an dünyadaki hiçbir mücevher Zeynep'in umurunda değildi. Sadece sevdiği adamla bir ömür geçirecek olmanın sarhoşluğunu yaşıyordu.

Birkaç dakika süren o sıkı sarılmanın ve kutlamanın ardından ikisi de yerine oturdu. Zeynep yanaklarındaki yaşları silerken, heyecanla ve gülümseyerek masanın üzerinde duran küçük kırmızı kutuya uzandı. İçindeki sembolik yüzüğü görmek, onu parmağına takmak istiyordu.

Kutunun kapağını yavaşça kaldırdı...

Gözleri kutunun içine takıldığında, yüzündeki o coşkulu gülümseme bir an donakaldı. Rengi hafifçe soldu, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi kocaman açıldı. Titreyen elleriyle kutunun içindeki o devasa, lacivert taşlı antika gümüş yüzüğü usulca aldı. Gözyaşları bu kez bambaşka bir şaşkınlık ve duygu seliyle akmaya başlamıştı.

Sinan telaşla, "Zeynep? İyi misin sevgilim? Bak, o yüzüğün durumu aslında biraz farklı, ben sana anlatacaktım..." diye kekelemeye başlarken, Zeynep onu susturdu. Yüzüğü kalbinin üzerine bastırarak, hıçkırıklar içinde gülümsedi.

"Sinan... Sen bir mucizesin," dedi titreyen sesiyle. "Tam 3 ay önce kaybettiğim için günlerce ağladığım, sokak sokak aradığım... Benim canım babaanne yadigarı yüzüğüm bu! Benim yüzüğüm ellerinin arasında!"

SON




REKLAM ALANI (ADSENSE ONAYI BEKLENİYOR)

Yorum

Podcast Dinle @MebBjk İzle Destek Ol